Alper Sarı (Yönetici)
Editör
Yönetici
Gönderiler: 311
|
|
Alper Sarı | Denemeleri 6 Ay, 1 Hafta önce
|
Karma: 5
|
|
Hayatımızın Anı Kapısı
Evler, barındırıcı unsurları insanlığın; sır tutucular... Kapısı ve pencereleri olan, çatıdan ve duvarlardan örgülü bir aile oyası. Yağmurların zulmüne ayak direyen kiremitleri, güneşin hücumuna baş kaldıran perdeleri ve ıslak zeminlerden insanları alıkoyan tenha halılarıyla dünya barınağının yere düşen bir gölgesi gibi sanki. Hepimizin bildik hatıralarının da ilk gözlemcileri olurlar genelde. Attığımız ilk adımların, söylediğimiz ilk sözcüklerin, aldığımızın karnelerin, sevdiğimiz kalplerin ve daha nice yaşanmışlığın asılı olduğu bir dolap gibi dururlar hayatımızda.
Nereye gitsek, hangi uzun yolların tozlarını yutsak, hangi mesafelerin yükünü alsak da omuzlarımıza, yine döneriz bu hatırlar denizine bir şekilde. Çünkü emanet edilmiş bir geçmiş yaşatır bağrında evlerimiz. Onun kokusunu pusula yaparız dönüşlerimizde; her fırsatta bir buluşma ayarlamak isteriz kendisiyle uzaklardan veya bu buluşmanın hayali ayakta tutar bizi gittiğimiz o yerlerde. Her ne sebeple olursa olsun hayallerimizi kötü hava koşullarına karşı sabırla korudukları için bir bağımlılık söz konusudur. Geceleri rüyalarımıza kol kanat geren; gündüz düşlerimizin ilhamına kapı aralayan böyle bir yapı elbette ki bu bağlılığı hak ediyordur.
İlk zamanlardan beri barınma ve güven sorularının bir cevabı olarak telaffuz edilseler de evler; zaman içinde bu mekanik konumlarından daha duygusal bir anlama doğru kaymışlardır. Anne, baba ve çocukların günlük meşguliyetlerini sergiledikleri bir tezgâh olmaktan çok; her an güncellenen huzurlu bir aile fotoğrafının çerçevesi olmaya doğru genişlemiştir anlamları. Bu anlamdan süzülen çağrışımlarla teyit ettiğimiz çocukluğumuz ve gençliğimiz bize hep gösterdi ki; dört duvarın insanı kuşatan yanı badana ve boya değil. Ne kadar dar olsa da odalarında bıraktığımız izler gelecekte dökeceğimiz gözyaşı ya da atacağımız kahkahalarla bizi ödüllendirdi. Ya bunlar sarıp sarmaladı bizi kaldığımız o odalarda ya da bunlara sarıldık payımıza düşen ilk yalnızlıkta. Ama her hâlükarda bize kucak açan bir kapı bulduk ardımızda; bir çatının altındaydık ve tuğlalarını hayatımızdan eklemiştik duvarlarına.
Şu köşede duran sehpa, yere serdiğimiz halı, yatılı misafirlerimize sakladığımız mis kokulu çarşaflar, annemizin evin değişik yerlerinde sergilediği dantel işçiliği; hepsi bizim evimizle ilgili algılarımızın somut göstergeleriydi. Bu parçaların her birini bir bütünle tazeleyerek sahip çıkıyorduk değişimimize. Biz büyüyorduk; küçülen, hiç tükenmez dediğimiz hatıralar oluyordu zihnimizde. İlk, kırılan oyuncağımızı yitiriyorduk babamızın hediyesi; sonra, hayatın bize tattırdığı ufak acıların izlerini kaybediyorduk diz ve dirseklerimizden.
Küçükken içinde bizim döktüklerimizle koskoca bir deniz taşırken evlerimiz ve babamız o dünyayı sabırla taşırken omuzlarının üstünde atlas gibi; biz de paralel bir koşuyla mükellef kılınıyorduk farklı bir zaman ve mekân yordamında. Yeni bir ev ve insanlar, yeni bir zaman ve hatıralar... Kaplıyor eskinin üstünü bir toz gibi. Geçmişin ince tınılarını bizlere duyuran evlerimiz, o maziye nağmeler düzen müzik kutuları gibi aslında önümüzde bu yeni yaşamın birer kataloğunu sergiliyorlar. Babadan oğula, anneden kıza aktarılan sesler ve görüntüler de ancak ortaya o tozların üfürülüp kapağın açılmasıyla çıkabiliyor. Böylece çocukken yaptığımız onca yaramazlık, döktüğümüz gözyaşları, kahkahalarımız ve bütün hatıralarımızın ince hesabı, yüksek bir meblağ olarak yeni evimizin kapı ziline dokunuyor. Biz de ilk misafirin heyecanıyla karşılıyoruz onları: "Hoş geldiniz, içeri buyurun."
Zaman Gençlik, 2 Mart 2008, Sayı:66
|
|
|
|
|
|
|
Son Düzenleme: 06/07/2008 23:05 tarafından Alper Sarı.
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
kardem (Kullanıcı)
http://kardemce.blogcu.com/
usta üye
Gönderiler: 288
|
|
Cvp:Alper Sarı | Denemeleri 5 Ay, 3 Hafta önce
|
Karma: 6
|
Her yanım rüya kapısı, her yanlışım bir pencere, bir adım daha uçsam, boşluğum acır. Aşktan başka oturma odası kalmış mıdır?..Ölüm önüme aksın ki zeytin bir kız çocuğudur iyi bakarsanız defne olur!..Yanıma aşktan başka kimseyi almadan çıkmalıyım sokaklara. Eski hayal çocuklarıyız. Sevmek için çıkarız sokaklara!.. Sürekli ağaçlardan düşüyoruz madem, çıkalım artık akan bir nehrin güneşine!.."Herkes kendi katkısına göre ödülünü alır." demiş birisi...Bilmem ki, şu geçip giden turnalara sormak lazım.
teşekkürler alper dost...
|
|
|
|
|
|
|
Son Düzenleme: 25/06/2008 19:56 tarafından Alper Sarı.
|
|
|
\"Ey ızdırap, anladım ki her şey seninle
Sen Hakk\'a giden yollarda vuslata vesile..\"
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
Alper Sarı (Yönetici)
Editör
Yönetici
Gönderiler: 311
|
|
Bir Bekleyiş Borcum Olsun Sana 2 Ay, 1 Hafta önce
|
Karma: 5
|
|
Bir Bekleyiş Borcum Olsun Sana
"Yaşamak beklemektir, sevmek beklemek"
Cemil Meriç
Gecenin ya da gündüzün, sesin ya da sessizliğin aynı aynada göründüğü insana çok olmuştur. Hep bir vuslatın arifesi olmuştur beklemek. Başarıdan önceki ter damlaları, görüntülerden önceki ışıksızlık, hakikatten önceki perde hep bir ikinci ana açılan kapı yüzleridir. Hayatın o cılız sahillerine erişemeyen bir sahipsiz şişenin nefesidir aynı zamanda. Ve bu şişe mavi bir hengâmenin çığlığını kopartarak geçer yılların ufka bakan gözlerinden.
Ama beklemek bir alışmaktır; alıştırmaktır tinsel ve tensel olanı o erişilmez sükûta. Sessizliğin kalbi onaran, aklı yetkinleştiren o kan kırmızısı şarabını yudumlamaktır; izin vermektir sızmasına ruhun dudaklarından.
İnsanın doğumu bir'i aşmaz dünyada. Çiçekler mevsimin kanunlarıyla açar ve kaparlar o eskimez yüzlerini. Çiçeğin cenneti bahardır ve her insan kendi cennetinin bekçisi olarak yaşar bu dünyada. İlhamını gelecekten alan her yorgun yolcu gibi beklemenin eşiklerine uğrar yol boyu. Sesine sessizliği katarak, kulaklarına dalgaların musikisini bağışlayarak tüm limanların yoksul tahtalarına salar adımlarını. Beklemek, sabrı olgunlaştıran bir araç mı; yoksa isyanı çoğaltan bir süreç mi bilinmez ama insan pusulasız sığınır çoğu zaman rüzgârın kılavuzluğuna. Uzun uzun tarifini yapamazsa da çöllerin; okyanusların yazamazsa da tarihini sayfalarca, Leyla'sını bekleyen bir Mecnun ya da sırrını ummandan alan bir tılsım olur en sonunda.
Zaman bir hırslı alacaklıdır hayattan ve insan ölüme borçlu olarak bekler dünyada. Ateşe, suya, havaya ve toprağa borçlu olarak bekler. Topraktan kıymetini almıştır, ateşten cesaretini; suya kuvvet bağışlanmıştır insanla paylaşsın diye ve hava ruhu dalgalandıran yakıcı bir nefestir. Tüm bu kuşatılmışlıkla insan bir gurbetin hakikatini dolaştırır damarlarında. Aslından ayrı düşenlerin arayışıyla dolanır virajları. Verilen hikmet bu mühletin azığıdır. Çeşme başındaki bekleyiş kabı doldurmak içindir, ocağın beklenişi kalbi ısıtmak için; toprak ölümün sırrına vakıf olmak için beklenir, doğuma kapı aralamak için, rüzgârın beklenmesi gönüle musallat bulutları dağıtmak içindir.
Her şey bir beklemekle yorumlanmalıdır. Herkes beklemenin çizgisine kurmalıdır o büyük saatini. Hayat beklemenin çilesine sahip olmalı; insan sabıra sarmalıdır ömrün ipliklerini. Tohum ağacı beklemeli yolculuğunda ve güneşi ve yağmuru beklemeli. Gece gündüze yoldaş ise beklemenin o ince köprüsünde onu karşılamalıdır. Çiçek biricik armağanını iletmek için o arıyı nasıl bekliyorsa; toprak yeşertmek için o çiçeği, yağmuru beklemeli. Başağın sabırı olgunlaştırmadı mı tohumu, buğdayın çilesine ortak olmadı mı değirmenin taşları; hamur ateşi beklemedi mi büyük bir huzuru kalple ve ekmek de sonunda onu bekleyen kursaklara girmedi mi? İlham bir kelebek gibi onu bekleyen şairin kondu şakaklarına; Cebrail o kutlu mesajı bekleyen Peygamberden istedi okumasını ve kalp aşkı beklemekten hiç yorulmadı atışlarında.
AyBurcu, 8-14 Eylül 2008, Sayı: 3
|
|
|
|
|
|
|
Son Düzenleme: 11/09/2008 00:36 tarafından Alper Sarı.
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
|