tan doğan
Edebiyat Yapma
Yararsız/Gereksiz
Öyle bir yaşamı sürüyoruz ki, ne kadar ;insanca; yaşıyoruz? sorusunu sıkça sorar olduk -çoğun kendimize... Ekmek derdine düştü milyarlarca insan. Emeklerini sunamamanın, eşdeyişle işsizlik ağında çırpınmanın acısını çeker oldu...Anamalcılık dizelgesine yenik düştü şimdilik: Uyuturucuya, silaha ve savaşa...Ölüme yenik düştü; öldürülmeye-ölmeye. İnsan nedir, nereden gelip-nereye gidiyoruz, ilk/ana neden nedir, evrenin başı-sonu var mı, yaşamın anlamı ne?... benzeri soruları sormak sıra dışı oldu; dahası, yararsız/gereksiz ve de, hey hat! anlamsız, kimilerince... Değil bir şiir, o şiirden birkaç dize okumaya kalksanız; bir romandan ya da bir öyküden de birkaç tümce, hemen tokatı yersiniz bir sözle: "Edebiyat Yapma."
İnsanca
Sormadan da edemiyoruz yine, ne kadar ;insanca; yaşıyoruz? sorusunu, açlığın, yoksulluğun, yokluğun ve binbir savaşımın ve de savaşların ağında/çağında. Yapımız bu: Aç-susuz-havasız yaşamamız olası değil. Ne var ki, söz konusu birincil öncelikli değerler , eşdeyişle doğal gereksinimleri aşıp, var olmaktan varoluşa dönüşme uğraşını çoktan sürdürmemiz gerekirdi. Yeniden doğuşu yaşayan insan, ne M.Ö.'ye, ne de M.S.'ya özenmemeliydi. Demokrasiye ulaşıp, onu yaşayarak geliştirip, daha insanca bir yaşamı soluklanmalıydı...Oysa...
Gelişmişlik
Oysa, küreselleşme oyununun baş oyuncağı konumuna gelen gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler ve insanlar, anamalcı ulus ya da uluslarca sömürülmekte; yayılmacılık düşüngülerinde hemen hemen tüm üretimlerin, emeklerinin, değerlerinin ellerine geçirilmesine, yitirilmesine izleyici kalmaktadırlar. Bağımsızlık savaşımı ve savaşı vermiş ulusların, bu düşüngüyü evetlemesi ve bir biçimde yeniden bağımlı olmasını anlamaksa daha da güç! Siyasal, tutumsal (ekonomik), ekinsel (kültürel), tüzel (hukuksal) konumunu dışa bağımlı sürdürmeye yatkın ulusların, kendi kimliklerinden ve değerler dizgesinden söz açmalarıysa olası değil artık.
Ulus
Ulus devlet kimliğinde yozlaşma/törpülenme olan ülkelerin insanlarında da kişilik kayması oluştuğundan, dışa bağımlılığın işini kolaylaştırıcı bir yol izlenmektedir. Ulusal siyasasında özveriye yer veren siyasetçiler, belki de bu bağımlılığın baş mimarları olurken, ekin, sanat, eğitim, yazın adamlarının ve halkın/insanların da suçsuz olduğunu söylemek olası değil. Salt yönetimleri/yöneticileri sorumlu kılmak yetseydi, yüzyıllar boyunca değişen yönetim dizgeleri ve erkler sonucunda, mutlu insanlık oluşur, usun utkusu yaşama geçerdi. Ne var ki, insanın önce birey, ardından toplumsal, sonra ulusal olmadığı bir durumda, evrensellik konumuna ulaşması, kendini bilindik en ussal varlık olarak görse de, gerçekleşememiştir.
Us
Us üzerine bir irdeleme yapmaya ya da, insan ne denli ussal bir dirimdir sorgulamasına gimeyeceğiz burada. Yine de, ussallıkla siyasanın ve ekinin ilintisinin kaçınılmazlığını vurgulamadan geçemeyeceğiz...
Felsefe Yapma
Ekin varlığı olmakta, edebiyatın (yazının) işlevi yadsınamaz bir gerçektir. Bireylerin, ardından da ulusların soluğu, sesi, sözüdür edebiyat. Tarihsel süreç irdelendiğinde, siyasalara bir karşı duruş, felsefenin yanı sıra, edebiyatla da gerçekleşmiştir. Düşünen, sorgulayan, eleştiren düşünürler kıyınç görmüş, sürülmüş ve öldürülmüştür. Bu bağlamda, bizde, düşünmenin ve düşünürün sevilmediğini gösteren bir söz sürekli yinelenmektedir: Felsefe yapma... Eşdeyişle, ne, nedir, nasıl, niçin, nerede, ne zaman, neden benzeri sorular sorma; insan, yaşam, evren üzerine sorgulama; yönetim dizlerini, erkleri/yöneticileri, düşüngüleri eleştirme ya da salla başını, bilindik düzenin adamı ol, hiçbir durumdan sıkıntı duyma; bana neci ol sana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, arı kovanına çomak sokma...yaşa git işte; Nietzsch'nin dediğince ("yığın anlayışsızdır; sürüdür"

anlayışsız olan yığına/sürüye katıl, arada yit, dünle-günle-yarınla boğuşma; açlığı, yoksulluğu, yokluğu;sömürüyü, yayılmacılığı, anamalcılığı; silahı, savaşı, ölümü...hiçbir şeyi dert etme...ve... ölümü bekle...
...Öyleyse...
Descartes'ı anladığımızı söyleyebilir miyiz? Ya, "düşünüyorum"u algıladığımızı? Ya da, varım diyebiliyor muyuz? İnsan olmanın ayırdı ne?...
Yaşamanın, kendimizi en bilindik us varlığı saymanın, evreni solumanın değeri ne? Her şeyi geldim-gördüm-yenildim demeye mi sığdırmalı yoksa? Yoksa, Tanrıbilimsel bir söylemin gizeminde yazgıya mı bürünmeli? Akıntıya mı bırakmalı teni, tini, usu...her şeyi? Öyleyse...: Felsefe yapmamalı mı?...
Birey
Kendi olmayı gerçekleştiremeyen, yaşamın anlamını ve değerini sorgulamayan, üretmeyen ve insanı-yaşamı-evreni savunmayan; özce birey olamayanların yeryuvarında, topluma, ulus devlete ve evrenselliğe ulaşmak söz konusu değildir. Birey olmanın önkoşuluysa okumadan, düşünmeden, dillemeden ve yazmadan geçmektedir. Eşdeyişle, felsefe ve edebiyattan.
Edebiyat
Felsefe denli, edebiyat da (yazın da), insanı insan kılan olguların başında gelmektedir. İnsan, salt soluk alarak, yiğip-içerek, geldiği gibi giderek değil, hikayeyle, öyküyle, destanla; romanla, denemeyle, şiirle...insan olur ancak...
Edebiyatı bir laf salatalığı, laf-ı güzaflık (boşsözlülük), safsata, muhabbet benzeri yakıştırmalarla anan aymazlar, bir de olumsuz bir emri verme bilgiçliğiyle Edebiyat Yapma demenin ötesine geçme açlığına, usuna, bilgisine iye olamadıklarından ya da bir siyasanın, bir düşüngünün, bir erkin sözcüsü olduklarından, edebiyatla yaşamanın olmazsa olmazlığını ve bir yaşam biçimi/biçemi olduğunun ayırdına varamayanlar/varmayanlar/vardıtılmayanlardır.
At sineği
"Ben tanrının, devletin başına saldığı bir at sineğiyim, her gün her yerde sizi dürtüyor, kandırıyor, azarlıyorum; peşinizi bırakmıyorum. Benim gibi bir kimseyi kolay kolay bulamayacaksınız, onun için, size kendinizi benden yoksun bırakmamanızı salık veririm" der düşünür Sokrates, gençleri aydınlatmak ve buluncunun (vicdanının) sesine kulak vermekten suçlanıp, ölümüne karar verilen Savunması'nda. (Düşünen, sorgulayan, eleştiren düşünürler nasıl kıyınç görmüş, sürülmüş ve öldürülmüşse, benzer durumlara, edebiyatçılar da düşürülmüştür yüz yıllar boyu, insanlık serüvenince...)
Düşünür denlidir bu bağlamda edebiyatçı da: Bir at sineği denli eleştirel, sorgusal yaklaşımının yanı sıra, sevgiyi, güzelliği, mutlu yarınları da sunar: Bilgisiyle, sevgisiyle, yetisiyle; emeğiyle, usuyla ve yüreğiyle.
Edebiyatsız Bir Yaşam...
Küreselleşmenin, sömürünün, yayılmacılığın; açlığın, yoksulluğun ve savaşın ağında yokluğa sürüklenen insanlığın kurtuluşu Edebiyat Yapmadadır. Birey olmanın da, ulus devlet olarak varoluşa dönüşmenin de, dahası, evrenselleşmenin de önkoşulu, edebiyatsız bir yaşam suçtur düşününü algılamada yatmaktadır; insanlığı, en insanca özelliğinden yoksun bırakma suçundan...
İnsan, barış, sevgi, mut dolu bir yeryuvarda, türünü sürdürme usuna ve yüreğine iyeyse, güzel insanlığı kurmak için biricik seçeneğini anlayıp yaşama geçirmelidir. Bu seçenek, Edebiyat Yapmadan başka bir seçenek değildir.