|
Yusuf GÜNDÜZ / Toplumsal Çöküşün Mekânsal 'Muhasebe'si |
|
|
|
Yusuf GÜNDÜZ Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem! Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem, Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları, Alt kat: Kız kardeşimin (Tamtam) da çığlıkları. Kurtlu bir peynir gibi, ortasından kestiğim; Buyrun ve maktaından seyredin işte evim! Bir dilin ustaları ve o dilde kendini en iyi ifade edenler şüphesiz ki şairlerdir. En azından şimdiye kadar okuduklarımız bizi bu gerçeğe götürüyor. Sözü eğip bükmeden, laf kalabalığına girmeden en kestirme bir biçimde derdini anlatma kabiliyetine sahip olan bu nadir şahsiyetlerin kullandıkları en önemli araç ise imgelerdir. İmgeler bir şairi diğer insanlardan ayıdan en önemli farklılıklarıdır. Şair maddeyi olduğu gibi değil kendine yansıdığı, kendi birikiminin ardından görebildiği ve kendi ruh dünyasının gergefinden geçirerek yepyeni bir kazanımla anlamlandırabildiği kadarıyla en dar sözcüklerden en geniş anlamları ortaya koyabilir. Bir yönüyle gerçek manada şair ezberci düşünmeye dayanamayan ve beynini varlık ekseninde bir makine gibi çalıştıran fikir adamıdır. İşte bu düşünce dünyasının içinde dönüp duran şair imgeler yoluyla en geniş hakikatleri en az sözcükle ifade edebilme maharetine sahip nadir insandır. Şairler imgeler yoluyla en adi meseleleri de en geniş gerçekleri de anlatmaya muvaffak olabilirler. Söz cevherini ne denli mükemmel kullanabiliyorlarsa şiirleri de insanlar üzerinde o denli kalıcı izler bırakabiliyor. Tıpkı Necip Fazıl’ın yukarıdaki mısralarında olduğu gibi.
|